3/12/2009 - GDO'lu ERKEKLER
Herkese merhaba,
Uzun süredir kaleme almak istediğim, deneyimle sabitlediğim bir konu hakkında yazmak istiyorum sizlere.
Konumuz tabii ki ERKEKLER! Ama bu sefer ki mutasyona uğramış yeniçağ erkekleri yani;
GDO’ lu erkekler.
Nereden çıktı demeyin bu GDO lafı. Şu an ne kadar çok gündemde, değişime uğramış sebzeler bitkiler, bunları da bizler yediğimize göre bir bağlantı kurmak çok doğal oldu.
Efendim; bilindiği üzere Türk toplumu ataerkil bir toplum olmakla nedense övünür. At -avrat -silah üçlemesinin kahramanı olan Osmanlı beylerimiz, onların asıp kesmeleri ve onlara boyun büken biz kadınlar, yüzyıllardır süregelen bir geleneğin temsilcileriyiz.
İçinde bulunduğumuz yüzyılla, değişen kişisel gelişim durumları bu duruma farklılık getirdi, bunu kabul edelim.
Kadın; her zaman evine, çocuğuna, kocasına, ailesine bağlı, seven yetiştiren bir obje olmaktan çıkıp; kişiselleşmeye, çalışmaya hem eve hem işe zaman ayırmaya başladığından beri, hormon seviyesi değişip erkeklerin rollerini üstlenmeye başladı.
Erkeklerde olan değişim ise bunun çok üstünde..Eskiden kızların yaptığı nazlar,kaprisler,sürpriz beklentileri,yalnızlık melodramları erkeklere geçti.
Şimdilerde erkeklerde boy boy poz verme, yalnız kalmalıyım beni anla tripleri, plan yapamama özrü mevcut.
Kızlar ise tatil planları yapıyor, erkeklerin hep yanında yer alıyor kendi kaprislerini unutup onları mutlu ediyor.
Tamam çağ değişiyor, nedense bir metro seksüelliktir gidiyor da bence bu biraz GDO’ luk vaka haline geldi. Erkekler mutasyona uğradı.
Bizden daha geç hazırlanıyorlar, bir yere giderken milyon tane sebep buluyorlar, sürpriz bekliyorlar…
Kadınlar kendi içlerinde erkeklerin kaprislerinden konuşur hale geldi,artık kadınlar daha çok aldatıyor ve çekip gidebiliyorlar..
Bu böyle devam ederse kişilik bunalım yaşanacak ve sanırım erkeklerin kaprisi hiç çekilmiyor: )
GDO’lu erkeklere hayır diyor ve sonumuzun hayır olmasını diliyorum: )
a.kk
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/11/2009 - bir kadını ağlatmak...
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Yılmaz Erdoğan
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2009 - bir ay doğar ilk akşamdan geceden
elimde tuttuğum senin elinmi öptüğüm dudaklar senin mi... beni kendine bu kadar yabancı kılan sen misin bütün türküleri sana yakan bu yüreği ezip geçen senin tenin mi..
bir ay doğar ilk akşamdan geceden şavkı vurur pencereden bacadan dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben...
uykusuzluk aldım dünkü geceden uyan uyan yar sinene sar beni...
ve bunu yazan benim ellerim mi... kör olsa ellerim lal olsa gözlerim tutmasa dillerim ve ben yok olsam bu saydıklarımın yok olduğu gibi....
a.kk
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/7/2009 - elveda deme bana...
 Elimi tuttu sıcacıktı, hiç gitmesin istedim. Dudaklarım dudaklarında saatlerce kalsın ve ben kalbindeki tüm damarlarda kan olayım istedim...
Gözlerini gözlerime mühürlemek ve yosun tutmak istedim dizlerinde. Her sabah uyandığımda nefesini yüzümde hissetmek, sevişirken sen olmak ve her şiire senin adınla başlamak istedim. Evet, istedim ben yaşamanın ne olduğunu herkese senin yüzünden anlatmak kelime bulamayınca sana sarılıp ağlamak ve bir şarkı çıktığında parmaklarımızın iç içe geçmesini istedim.
Sahibi oldum hepsinin; senin, hayatın ve aşkın ve ben adı aşk olan her şeyin karşılığını sana yükledim. Her mavi gözlerinin rengi, her sarı saçlarının gölgesi kaldı aklımda. Ben huzursuzca dönerken yatağımda, anladım ki o gece sen yoksun yanımda ve ben bir kâbusun ortasında sana koşarken buldum kendimi...
Bazen uyuduğun şehre yağmur olup geldim. Aralık pencereden baktım yüzüne ve esinti ile sevdim suratının her çizgisini... Ezberledim gün ağarana kadar...
Anladım ki hiç gitmemelisin. Hep yanımda, başucumda kalmalısın ve ben sana can vermeliyim. Senin canınla ben olmalıyım. Ben senin, ben senle olmalıyım.
a.kk
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Birgun kendime neden yaşadığımı sordum; bir anlamı olmalıydı başımdan gecen onca şeyin; bir karşılığım olmalıydı hayatta.Bu soruyu sorduğumda kendime "yirmi üç" yaşındaydım. Ellerim yaşlanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum, bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım....
VE ÖĞRENDİM Kİ ! ,
Hayat iki seçenek sunuyor: ya payına düşen kederi parlatacaksın; ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın..
<%Calendar%>
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KÖŞESİ
"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"
ATAM İZİNDEYİZ...!!!
Mavi Yapraklar
|